Kağıttan Gemiler

Usulca gözlerini kapattı önce. Ardından sol kulağının üzerine eğdi başını. Rüzgarın ıslığı saçlarını dansa kaldırınca, parıldayan tavşan dişleri utangaç bir hamleyle dudaklarının ardına saklandı. Az önce ağzında yuvarladığı üzüm tanesi sağ yanağını şişirmiş, iki damla ter yokuş aşağı yarışa başlamıştı. Elindeki mendille bu kıyasıya mücadeleye son verirken parmaklarının neden titrediğine anlam veremiyordu.

Kapalı gözleri daha da kararmış, denizin tuzlu yosun kokusu genzini yakmaya başlamıştı. Göz kapaklarını bir an önce açıp kaçmak istiyordu bu ıssız manzaradan ancak nefesini sıklaştıran anılar bir türlü inmiyordu gözlerinin perdesinden. Ayak ucundaki karıncalanma dizlerine doğru tırmanırken kalbindeki ince sızıyı fark etmedi bile. Tam o anda görüntüler yavaşladı ve aniden ahşap köprünün altında buldu kendini. Yarıya kadar çamura bulanmış pembe ayakkabısının üzerine konan kelebek ufacık soluklanmış ve sanki o yokmuş gibi yavaşça havalanmıştı. Tuzlu yosunun yerini çamurla karışmış yabani ot kokuları almıştı. Derenin suyu kurumak üzeriydi. Biraz daha ileri bakınca sarı bir kayaya takılmış, yan yatmış kağıt gemiyi fark etti. Kalp atışı iyice hızlandı, koşar adımlarla yaklaştığı gemiyi narince kucakladı. Altı delinmişti geminin. Yarıya kadar dolan su, dirseklerinden aşağıya terk ediyordu güverteyi.

Silinmeye başlamış mürekkep eline doğru akarken kendi isminin yazılı olduğunu fark etti: Feride. Adının hemen yanında belli belirsiz bir resim vardı. Burnunun ucuna değecek kadar yaklaştırdı ve o anda gözleri kocaman oluverdi. 7 yıl önce bir helikopterin yanında çektirdiği fotoğrafın ta kendisiydi. Duvarına asmış, “büyüyünce pilot olacağım” demişti gururla. Şimdi ise fotoğraf elinde eriyordu sanki.

Zihni tüm bu düşüncelerle sarsılırken derenin ilerisindeki mavilik dikkatini çekti. İncelen sular maviye kavuşuyor ve mavi üzerinde beyaz desenler köpük gibi parıldıyordu. Yorgun adımları savururken elindeki geminin eriyen parçaları ona eşlik ediyordu. Maviliğe iyice yaklaşınca bunun bir deniz, üzerindeki beyazlığın ise binlerce kağıt gemi olduğunu görünce dizleri titremeye başladı. Elleriyle dizlerini tutmak için başını aşağı çevirince denize kavuşamadan devrilmiş onlarca gemiyi ayaklarıyla ezdiğini fark etti. Birkaçını avucuna alınca onların da üzerinde isimler ve birbirinden ilginç fotoğraflar olduğunu gördü. Ve hepsi anlaşmışçasına eriyip kayboldu parmak aralarından.

Omzuna dokunan nasırlı ellerin sarsıntısıyla uyandı ya da uyandığını sanıyordu. Bunların hepsi sadece rüya mıydı? Gördüklerini zihninde canlandırmaya çalışıyordu. Yüzüne gülümseyen ve ipek gibi sesiyle “kahvaltı hazır” diyen annesinin gözlerindeki parıltıyı yudumlayınca rüyada olmadığına ikna oldu. Başucundaki suyu hızlıca içerken annesine hayal denizinden ve oraya ulaşamayan kağıt gemisinden bahsetti. Nefes nefese konuşması annesini gülümsetti. Elinden tutup bahçedeki merdiveni odasına taşımaya ikna etti. Merdivenin basamaklarını çıkarken yüreği deniz kenarındaki gibi hızla çarpmaya başladı. Çatının köşesindeki ahşap plakayı yavaşça çıkardı, içerisinden tozlu bir defteri narince aldı, basamakları hızlıca indi. Annesinin dizlerinin dibine otururken “ilkokuldayken tuttuğum günlüğüm” deyiverdi. Sayfaları okumadan geçerken ortalara doğru o fotoğrafı buldu. Artık eskisi kadar gözlerinin parlamadığını, yüzünün gülmediğini fotoğrafa bakınca gördüğü küçük kızın neşesinden hissedebiliyordu. Arkasını çevirdi. Masmavi mürekkeple daha dün yazılmış gibi duran kelimelerin üzerinde parmaklarını dolaştırarak okudu:

“Hayal deryası ebedidir, mesele oraya ulaşabilmekte…”

Feride’nin yüreğinde sönmeye başlayan alev coşkun seller gibi taşmaya başladı. Fotoğrafa tatlı bir buse kondurduktan sonra başucuna koydu. Derin bir iç çekişten ve gözlerini kapadıktan sonra berrak suyun aktığı derede buldu kendini. Artık unutulan hayalleri yeniden hatırlamanın, dalgalara göğüs gerecek kağıttan gemiler yapmanın vaktiydi.

Ve ardından gökten bembeyaz üç kağıt düştü.

Biri, yeniden gemi yapma hayalini tüm benliğinde hisseden Feride’ye,

Diğeri, hayal kurmaktan vazgeçmesin diye tüm hayalperestlere…

Sonuncusu da temiz sayfa açmak isteyen umutperestlere…

Yorum bırakın