Bugün, unutulmuşların peşinde bir sabah Ruhunda İstanbul’un soğuk elleri Uzatınca gövdesini kalabalığın kollarına Kaybolur adımları hatıralar arasında Gözlerine kaçan tuzlu deniz kokusu Vapura yetişmeye çalışan bir çocuk korkusu Minicik ayaklarında savrulan bayat yağmurlar Sırtına vuran içi boş, içi karanlık çantalar. Kavrulmuş teninde hasret pınarları çağlar Bıraksa, küçücük yüreği göğsünü parçalar. Her nefeste bir ömürlük yaşlanır.“Sabiha” yazısının devamını oku
Kategori arşivleri: Uncategorized
Susmak Çare midir?
Serin sulara hasret kalırken tenim Ağustos rüzgarları kavurur inadına Karınca misali peşindeyim bir damla suyun Ruhum gölgeni sayıklar karanlıkta Aç, susuz ve çaresiz… Nazım Hikmet şiirlerinde kaybolmak -özgürlük müdür? Susmak çare mi? Yoksa susuzluktan yapışmış dudaklarda, durmadan hırıldayan kurak boğazın -neticesi mi? Bir tutam hezeyan mıdır özgürlük? Kapayınca gözleri önüme gelen parmaklık Aydınlık arayan dolu“Susmak Çare midir?” yazısının devamını oku
Sayı Doğrusu Masalı
Bundan yıllar yıllar önce, bembeyaz bulutların altında yemyeşil bir orman varmış. Bu ormanın halkı sevgi ve dostluk içerisinde uzun yıllardır mutlu bir hayat sürüyorlarmış. Ne zaman bir anlaşmazlık olsa kavga etmezler, hemen ormanın kralı bilge baykuşun yanına giderlermiş. O da uzun yılların verdiği tecrübe ve zekasıyla sorunları hızlıca çözer, herkesin mutlu bir şekilde yuvasına dönmesini“Sayı Doğrusu Masalı” yazısının devamını oku
Neden çıkamıyorsun nehirden?
İştahla sivrilmiş amansız gagalar, Korkudan diğerini ezen yanık pullu sazanlar, Savrulur esrarında dalganın. Göğsünde uyur mor akıntının. Şimdi, uzakta parıldayan bir çift göz. Tenine yapışan suni bir elbise. Görünmez misina geleceğe bir iz. Peşindesin kaçıştaki zarafetin. Hafızana inen rehavetin Ve sarhoşluğunda midene çöken zehrin. Sanma çırpınan yüzgeçler senindir! Bu çetin, bulanık yol ilahi bir emirdir.“Neden çıkamıyorsun nehirden?” yazısının devamını oku
Pembe Yastık
Sisli ve nemli bir salı sabahı kuşların ekmek kavgasıyla uyandığımda hayatımın en garip günü olacağından habersiz gözlerimi ovuşturuyordum. Bir yandan boğazımdaki kuruluğu temizlemek için mutfakta bardak ararken bir yandan da beş gün önce doğan buzağının şımarık melodisini yudumluyordum. Akşamdan kalma soğan salatası mutfağı iyice esir etmiş, kaçmak için en güçlü bahanem olmuştu. İki yudumda suyu“Pembe Yastık” yazısının devamını oku
Uykulu Sorular
Tuzlu çekirdeğin tadı mıydıHüzün ile yüreğimi kavuran?Gri-siyah serçenin kanadı mıGölge serinliğine hasret bırakan?Yabancı geliyor elime kalem.Dün üzülen çocuk ben miydim?Bir yudum suyla geçecekse kederimAyrılık yokmuş gibi sever miydim?Biten her sevda benden bir parça koparsaGördüğüm rüyalar güzelleşir mi?Dün yok olup karanlığa kavuşsaHüzünlü anılar sadeleşir mi?Açık bıraksam gönül kapısınıHatta söksem kökünden, temelli.Ardına bakmadan gitse doyuran karnınıHisseder miyim“Uykulu Sorular” yazısının devamını oku
Çekirdekteki Zehir
Zerre nedir bilir misin? Zerreyi fark edebilir misin? Bugün zerreden büyüdüğüm, güneşi kısacık da olsa gördüğüm ilk ve son günüm… Adım siyanür benim, hani şu zehir olan! Yerim yurdum elma çekirdeği… Tam 11 yıl 9 ay 3 gün bu anı bekledim. Elmanın en derinine yerleşmiş, güneşi görme hayaliyle şafak sayan çekirdekte bir damla zehir idim.“Çekirdekteki Zehir” yazısının devamını oku
Güneşe İnat
Silemesem de dünün karanlığını Yakıcı güneşe inat, Peşindeyim gölgesiz yarınların… Eriyip kaybolma pahasına Düşündeyim büsbütün. Gün olur, yer kavrulur kahrından, İğde ağacında sallanır yırtılmış terliğim. Çocuk masumiyeti pul değerinde. Büyümeye yüz tutmuş çaresiz benliğim. Ellerim yarım, cebimde uyur Gözlerim mahzun, şiddetinde kırılır. Ey, kasvet için yaratılmış bulutlar. Neredesiniz şimdi, ruhum korumanıza hasret. Alnımda bir derin“Güneşe İnat” yazısının devamını oku
Seyca
Sabahın uykulu ışıkları pencereden sızarken gözlerini ani bir hareketle açtı. Üç gün önce dilek kuyusuna buğday tanesi atarken dilediği bir çift kanat bu sabah bedeninde olmalıydı. Heyecanlı hareketlerle kanadı aradı. Sırtındaki zayıf bir çıkıntının eline çarpmasıyla yataktan çıkması bir oldu. Kendini aynanın karşısında buluverdi. Aynada parıldayan bir çift minik kanat, gözlerinden akan iki damla yaş“Seyca” yazısının devamını oku
Mendil
Ey gölgeme hasret, pürüzlü duvar! Geldim yine, omzum yanı başında. İçimde buz gibi kış, geride umarsız bahar. Zihnim baygın, dolaşır soğuk kollarında. Varlığımın nişanesi gölgem durmaz, kaçar, Boğmak için beni, yokluğun karanlığında. Ve sen, gözyaşıma susamış mendil! Tenin, ellerimde ipeksi bir hüzün… Hüzün; sönmeyi unutmuş isli kandil. İçme damlaları, geceye dönecek yüzün! Dökeyim istediğin kadar“Mendil” yazısının devamını oku